TELFİK

 İslâm tarihinde hicrî VII. asırdan itibaren tartışılmaya başlanan bu mesele hakkında mutlak olarak olumsuz görüş belirtenlere karşı bunun câiz olduğunu savunan pek çok âlim vardır. Bununla birlikte genellikle muhakkık âlimler ve özellikle muasır araştırmacılar bu konuda bazı kayıtlar konması ve bu kayıtlara riayet edilmesi halinde telfikin câiz olacağını kabul ederler.

Bu kayıtları şöylece özetlemek mümkündür: a) Telfike ihtiyaç duyulması. b) Daima kolay hükümleri alarak dinî hayatın keyfîliğe dönüştürülmemesi. c) Bu yolun “kanuna karşı hile” amacına alet edilmemesi. d) Helâl-haram meselelerinde ihtiyata riayet edilmesi.

En geniş anlamıyla ele alınırsa telfik değişik mezheplerin hükümlerinden yararlanmayı da (buna intikal de denilmektedir), dolayısıyla değişik mezheplerin kişiye kolay gelen hükümlerini seçmeyi de ifade eder. Dar anlamıyla telfik (yani bir meselede birden fazla ictihadı birleştirip bu ictihad sahiplerinin hiçbirinin benimsemeyeceği mürekkep bir durum meydana getirme) dahi -bazı kayıtlarla- tecviz edilince, bunun (mürekkep bir durum meydana getirmeden değişik mezheplerden yararlanmanın) tecvizi -belirtilen kayıtlara riayet şartıyla- evleviyet gereği olur.

 

 

 

DOĞRU NEDİR ?

Yanlışın karşıtı olarak tanımladığımız ”doğru” kelimesinin içeriğini inceleyeceğiz.

Doğrunun pek çok tanımı olması ve üzerinde uzlaşılamamış olması nedeni ile tanım yapma çabasına girmekten uzak durmayı tercih ettik.Bilindiği üzere,tanımı olmayan şeyler de mevcuttur.

Doğru, doğru mudur? Doğru öznel (kişisel) midir yoksa nesnel (evrensel) midir?Doğru,mekana göre değişir mi?Doğru zamana göre değişir mi?Doğru her zaman tek midir yoksa iki doğru aynı anda olabilir mi?Bir şey hem doğru hem yanlış olabilir mi ?

Doğru (sadece) doğrudur,dersek öznel olur.Öznel olan bir şey değişken olur.Değişken olan evrensel olmayandır ki bu durumda  doğru doğru olmayabilir.O zaman doğru nedir?

BAZI KİŞİLERİN DOĞRULARI MEKÂNA ENDEKSLİDİR.

BAZI KİŞİLERİN DOĞRULARI ZAMANA ENDEKSLİDİR.

BAZI KİŞİLERİN DOĞRULARI ÇIKARA ENDEKSLİDİR.

BAZI KİŞİLERİN DOĞRULARI GRUBUNA ENDEKSLİDİR.

BAZI KİŞİLERİN DOĞRULARI BİLGİSİNE ENDEKSLİDİR.

BAZI KİŞİLERİN DOĞRULARI BİZZAT KENDİSİNE ENDEKSLİDİR.

BAZI KİŞİLERİN DOĞRULARI MAKAMA ENDEKSLİDİR.

BAZI KİŞİLERİN DOĞRULARI ŞÖHRETE ENDEKSLİDİR.

BAZI KİŞİLERİN DOĞRULARI SONLU MADDEYE ENDEKSLİDİİR.

Bu maddeler,DOĞRUnun izafi (subjektif-öznel-kişisel) olduğunu ispatlar.Bu durumda bazı kişilerin kendi doğrularını bizlere kabullendirme çabası gerçek olması bakımından anlamsızdır ama mantıksız da olsa mantık şunu görüyor ki bazı kişilerin bu fiiliyatı zorbalıklarından kaynaklanmaktadır.

MEKANA GÖRE DEĞİŞMESİ ; sıcaklık ve soğukluğun her yerde aynı anda olmaması doğruluğun mekana göre değişmesinin kanıtlarından bir tanesi olarak değerlendirilebilir.Kutuplar ile kutuplara uzak noktalar arasındaki yer çekimi oranının farklı olması da buna örnektir.

ZAMANA GÖRE DEĞİŞMESİ ; Mecelledeki ”zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi reddedilemez.”kaidesi de bize delildir.10 yaşındaki çocuk,bir şey yaparken kendisine  göre doğruyken 20 yaşına vardığında yaptıklarının yanlış olduğuna kanaat getirebilir ki bu durum da bizlere zaman değiştikçe aynı kişide bile doğrunun değiştiğini gösterir.Ayrıca kanunlarımız zamana göre değişmektedir.

ÇIKARA GÖRE DEĞİŞMESİ ; Öğrenciler hocalardan yüksek not alabilmek için bazı çikar yollarina giderler.Hocaya yağ çekmek gibi. Hoca derste bir konu anlatır yanlış birşey söylese bile onun söylediğine ”doğru” der. Halbuki bu davranış etik değildir ama işin ucunda not var.İşte bu yüzden hocanın doğrusunu kabul eder taki yüksek not alana kadar.

GRUBA GÖRE DEĞİŞMESİ ; Aynı çete üyesi olan kişilerin doğruları aynı olmak zorundadır.Şayet grup üyelerin arasında doğru,değişirse bu,o kişinin gruptan ihracına delalettir.İhracına sebep değildir çünkü belirttiğimiz gibi farklı düşünce bizzat farklı olduğunu gösterir ki,grubun özelliği aynı cüzlerden meydana gelmesidir.Grupta kalabilmek,aynı doğruyu paylaşmaktır.Aslında bu bir çıkar meselesi olsa da grup içi çıkardır yani bireysel olmama bakımından bizzat çıkar( bireysel olmama) bakımından ayrılır.

BİLGİYE GÖRE DEĞİŞMESİ ; Dünyanın (yaklaşık olarak) yuvarlak olduğu bilim tarafından keşfedilmeden önce dünyanın yuvarlak olmadığı kilise dogmaları tarafından doğru olarak kabul edilmişti.Bilginin,bilimin ilerlemesiyle (yaklaşık olarak) dünyanın yuvarlak olduğu kabul edildi ki bu durumda bilginin gelişmesi sürecinin ürünü olarak doğru değişmiş oldu.

BİZZAT KİŞİYE ENDEKLİ OLUŞU ; Bazıları için doğrunun ne olduğu önemsiz olup illede benim doğrum diyerek yola çıkar ve  bu yolda ilerlemekten kıvanç bile duyabilir ki bu aslen bencilliğin ta kendisidir.Böylece doğru kişiye endeksli olmuş olur ki bu öznellikte aşırı gidenlerin yoludur ve bizzat NİHAL adındaki bir bayanın da gidişatıdır.

MAKAMA GÖRE DEĞİŞMESİ ; Bir öğrenci için kendisinin azarlanması her durumda da doğru değildir.Halbuki kendisi hoca olduğu zaman aynı şeyi kendi öğrencisine uygulayarak kendi doğrusunu geldiği makamdan dolayı değiştirmiş olur.

ŞÖHRETE GÖRE DEĞİŞMESİ ; Bazı yazarların sırf şöhret bulmak için aslen doğru kabul ettiği şeyleri yanlış,yanlış kabul ettiği şeyleri de doğru göstererek bu değişiminin de ardında olmasıyla yaptığı faaliyet buna bir numaralı örnek olsa gerek.İnsanların şöhret bulma adına yaptığı bu aldatmacı davranış her ne kadar yanlış olsa da şöhretin baş döndürücü cazibesi,ona bu yanlışı doğru olarak göstermektedir.Nitekim şöhret bulmak bir bakıma yeni ve dikkat çekici olmakla gelen bir şeydir.

SONLU OLARAK DEĞİŞİM ; Kıyamet anına dek değişim sürekli olarak devam edecektir bilgisine binaen,yarın çıkacak bir değişiklikle pek çok madde daha eklenebilicektir.

Esasen doğru,diye anlatılmak,kavranmak istenen şeylerden bazıları(bazı doğrular ya da bazen doğrular) insanoğlunu aşmaktadır.Doğruya insan her zaman ulaşamamaktadır.Fakat doğruyu bulma çabasında olmasından ötürü yine de ”yırtacaktır.”Yırtmak,yapılan çalışmaya,harcanan emeğe binaen verilen olumlu karşılık olarak algılanmalıdır.

M.A -ORİJİN YAZILAR   VE   O.YAZICI

FELSEFE

DEĞERLİ KARDEŞLERİM GÜNÜMÜZDE FELSEFENİN GEREKSİZ OLDUĞUNU SÖYLEYENLER(KARDEŞLERİMİZ)VAR.FELSEFE HAYATIMIZDAN SOYUTLANAMAYACAK BİR İLİMDİR.FELSEFE YOKTUR DİYEN FELSEFE YAPMIŞ OLUR.MADEM YOK KARDEŞİM NİYE FELSEFE YAPIYORSUN.ATEİST OLAN BİR İNSANA KURANI KERİMDEN AYETLER PEYGEMABERİMİZDEN HADİSLER ATEİSTLER İÇİN BİLGİ KAYNAĞI DEĞİLDİR.ÇÜNKÜ ALLAH (cc) İNANMAYAN AYETLEİRNİDE İNANMAZ.PEYGAMBER(sas) İNANMIYORSA HADİSE DE İNANMAZ.BU İNSANLARI NASIL AYDINLATABİLİRİZ TABİKİ FELSEFEYİ KULLANARAK

FELSEFE;İNANMAYANLARIN İNANABİLMESİ İÇİN BİR ÇIKAR YOLUDUR.FELSEFE DÜŞÜNMEKTİR.FELSEFESİZ HAYAT BOŞ BİR YAŞANTIDIR.DÜŞÜNMEK BİR İBADETTİR.FELSEFEDE DÜŞÜNMEKTİR.DÜŞÜNCESİZ BİR HAYAT OLMADIĞI GİBİ FELSEFESİZ HAYATTA OLMAZ.ARKADAŞLAR NİÇİN  SORUSUNU SORMAYAN BİRİ KENDİSİNE VERİLEN BÜYÜK BİR NİMET OLAN AKLINI KULLANMAMASIDIR.AKLINI KULLANMAYAN BİR İNSAN NE KADAR ACİZ BİR İNSAN ÖYLE DEĞİLMİ.NİÇİN AKLINIZI KULLANMIYORSUNUZ ?..AKIL =FELSEFE FELSEFE=AKIL….hata yaptıysak affola        

ORHAN YAZICI

genelleme yanılgısı-bilimin hataları 1

”insanların çoğu…..dır.prof.ların hepsi ….. böyledir.çerkezlerin çoğu ……böyle yapar…….vb.”

gibi önermeler hakkında ne düşünmeliyiz?ya da düşündüklerimizin doğruluk oranı nedir?

birine ” sence japan’ların zekâ düzeyi nedir?” diye sorduğumuzda acaba kaç kişi ”insanlar değişik özelliklere sahip olmaları bakımından her biri aynı olmayacaktır.dolayısıyla japan’lar şöyledir,diyemeyiz.genel yargıya varamayız.” diye kaç kişi cevap verecektir?çoğu bu şekilde cevap vermeyecektir,derseniz siz de genelleme yapmış,dolayısıyla hataya düşmüş olursunuz.hata nerede mi?insanların çoğunun görüşünü alamayacağınız için bilemezsiniz,bilemeyeceğiniz bir durum hakkında bilir gibi davranmış olmanızdan ötürü mantıksal bi hata işlenmiş olur.dünyada 10 milyar insan olsa bunun 5 milyarından çoğuna bu soruyu sorup cevap alabileceğinizi mi sandınız?dünya çapında yapılan anketlerin hangisinde 5 milyar insanın görüşü alınmş?hiç birinde.türkiye’de yapılan hangi ankette nüfüsumuzun yarısından çoğuna anket doldurulmuş ki anketlere göre böyle,dolayısıyla durum budur,deniyor?oysa nesnel bilim olarak bizlere yutturulmaya çalışılan ve hatta bir kısmımıza yutturulmuş olan piskoloji biliminin veri toplama yöntemi ankettir.bu durumda biz,bilimlerden bir dal olan piskoloji biliminin bilgi toplama hatasını bulmuş olduk.bu da eşittir piskoloji biliminin verilerinde yanlış  vardır.bu da eşittir bilimde hatalar vardır.bu da eşittir ”bilim ne derse o,islam da neymiş”diyenlere CEVAP.

”bu dahil bütün genellemeler yanlıştır” 

 NİETZSCHE

FİLOZOFYA-EFSUNKAR ORİJİN YAZILAR

(BİLİMİN HATALARI ADLI YAZILARIMIZ GELECEKTİR.)

Felsefe nedir? gerekli midir?Bu konudaki yorumlar nelerdir?

Kelime manası olarak bilgi sevgisi,bilgelik anlamı taşımaktadır.Tabi pek çok filozof kendisine has tanımlar yapmıştır.
Felsefe gerekli midir?

El Kindi’den başlıyoruz.(ilk İslam filozofu kabul edilir)’’Eğer felsefe gereksizdir.’’derlerse bana bunu ispatlasınlar ki inanayım ama unutmasınlar eğer ispatlarlarsa felsefe yapmış olacaklardır.Bu durum da içinden çıkılmaz bir durumdur ki kişi ilk sözüyle muhalif düşmüş,kendi kendini çürütmüş olur.demek ki felsefe gereklidir!’’
Gazali ise felsefe gereksizdir diyerek dogmalığın yeterli olacağını savunmuştur.

İbn Rüşt ise Gazali’yi eleştirip’’onun sözleri bile felsefe kokuyor haberi yok.’’demiştir.mademki dinimiz akıl dini öyleyse dogmalığa yer yoktur.Kitabımız çoğu yerde buna işareten ve mealen ‘’hala düşünmüyor musunuz,hala akıl erdirmiyor musunuz.’’buyurmaktadır.yani İbni Rüşt’e göre felsefe gereklidir.halk sadece duyularla edinilen algı derecesinde kalır.felsefe ise bu duyularla edinilen algıya bir de ispat katar ki asıl yol da budur.Dinin yolu da budur.
İbn Haldün : ‘’Felsefe şeriate ters düşer.’’ İbn Haldün tıpkı Gazali gibi kelama ve dine dayalı bir felsefeyi hoş görür.
Ahmet B.Hanbel,Davut Zahiri,İbn Kayyim El Cevzi,İbn Teymiyye bu bilginlerin tamamı felsefeyi eleştirmiştir.
Riyazussalihin yazarı İmam Nevevi,felsefe ve mantığı tamamen reddetmiştir.
Allame Suyuti de felsefeye karşı tutum almıştır.
Mutezile mezhebiyse felsefe ve mantığı kabul etmiştir.
Eş’ari ve Maturidi mezhebine gelince ; aşırılıktan uzak,akılcı bir felsefe tutmuşlar ve ehli sünnete İmam Eş’ari’nin felsefeyi soktuğu kabul görmüştür.
F.Razi ise felsefeyi silah olarak görmüştür.Doğru tutum da budur.Nitekim felsefe karşıtlarına cevap,El Kindi’den gelmiştir.
Said Nursi ise inkâra gitmeyen felsefeye sözüm yok derken ateistliğe götüren,felsefenin uçmuş kanadını sapıklık olarak adlandırmıştır.
Esasen mantık,düşünce gücümüzü sağlamlaştırır,doğrulaştırırken felsefe de düşünce gücümüzü arttırır.Yani düşünce yeteneğimiz gelişir ama doğru mu eğri mi orası hiç belli olmaz.gerçi şu da bir gerçektir ki mantık düşüncelerimizi sağlamlaştırır,doğrulaştırır,denir ama kimin doğrusuna ulaştırır?Her şey görecelikten ibaretken ‘’doğru’’diye bir şeyden söz etmek’’ imkansız’’kelimesinin dostu olmuştur.(bu konu ilerde başlı başına işlenecektir.) İşin aslı şu ki yunan felsefesinin getirdiği şüphelerden kurtulmak adına felsefe öğrenmek son derece önemlidir hatta bazı yazarlara göre vaciptir.İslâm’a davet etme noktasında,felsefeden yoksun olan kendini dini düşüncede ileri sanan pek çok hocamız,çoğu noktada takılıp kalmıştır.nedeni ise felsefenin ne olduğunu bile bilmeden direk reddetmeleridir.hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyde yorum yapmak cahilliktir. ‘’ Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.’’(Nahl : 56) ayeti de işin ehli yani konu da sahibi olmayanın söz söylemeye hakkı olmadığına delildir.öyleyse her bildiğimizi söylemeyelim ama her söylediğimizi bilelim,kaidesince hareket etmeliyiz.